Hidayet Uygulamayı aç
Ana sayfaKur'an-ı KerimKalem Suresi

Kalem Suresi

52 ayet · Mekke döneminde indi · adının anlamı "Kalem"

Ali Bulaç Diyanet İşleri Meali Elmalılı Hamdi Yazır Süleyman Ateş Yaşar Nuri Öztürk
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
1
نٓ ۚ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
nûn. velḳalemi vemâ yesṭurûn.
Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
2
مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍۢ
mâ ente bini`meti rabbike bimecnûn.
Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
3
وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍۢ
veinne leke leecran gayra memnûn.
Doğrusu sana kesintisiz bir ecir vardır. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
4
وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍۢ
veinneke le`alâ ḫulüḳin `ażîm.
Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
5
فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ
fesetübṣiru veyübṣirûn.
Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
6
بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ
bieyyikümü-lmeftûn.
Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
7
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ
inne rabbeke hüve a`lemü bimen ḍalle `an sebîlih. vehüve a`lemü bilmühtedîn.
Doğrusu senin Rabbin, yolundan sapıtanları çok iyi bilir; O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
8
فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ
felâ tüṭi`i-lmükeẕẕibîn.
Bundan böyle, yalanlayanlara itaat etme; Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
9
وَدُّوا۟ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ
veddû lev tüdhinü feyüdhinûn.
(Onlar sana indirilen ayetlerden beğenmediklerini bırakman suretiyle senin) kendilerine yumuşak davranmanı isterler; böyle yapsan, onlar da seni över, yumuşak davranırlar. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
10
وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍۢ مَّهِينٍ
velâ tüṭi` külle ḥallâfim mehîn.
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
11
هَمَّازٍۢ مَّشَّآءٍۭ بِنَمِيمٍۢ
hemmâzim meşşâim binemîm.
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
12
مَّنَّاعٍۢ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
mennâ`il lilḫayri mü`tedin eŝîm.
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
13
عُتُلٍّۭ بَعْدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ
`utüllim ba`de ẕâlike zenîm.
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
14
أَن كَانَ ذَا مَالٍۢ وَبَنِينَ
en kâne ẕâ mâliv vebenîn.
Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
15
إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
iẕâ tütlâ `aleyhi âyâtünâ ḳâle esâṭîru-l'evvelîn.
Ayetlerimiz ona okunduğu zaman: "Öncekilerin masalları" der. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
16
سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ
senesimühû `ale-lḫurṭûm.
Onun havada olan burnunu yakında yere sürteceğiz. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
17
إِنَّا بَلَوْنَٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ
innâ belevnâhüm kemâ belevnâ aṣḥâbe-lcenneh. iẕ aḳsemû leyaṣrimünnehâ muṣbiḥîn.
Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
18
وَلَا يَسْتَثْنُونَ
velâ yesteŝnûn.
Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
19
فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌۭ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ
feṭâfe `aleyhâ ṭâifüm mir rabbike vehüm nâimûn.
Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
20
فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ
feaṣbeḥat keṣṣarîm.
Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
21
فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ
fetenâdev muṣbiḥîn.
Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
22
أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰرِمِينَ
eni-gdû `alâ ḥarŝiküm in küntüm ṣârimîn.
Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
23
فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَٰفَتُونَ
fenṭaleḳû vehüm yeteḫâfetûn.
"Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
24
أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌۭ
el lâ yedḫulennehe-lyevme `aleyküm miskîn.
"Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
25
وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍۢ قَٰدِرِينَ
vegadev `alâ ḥardin ḳâdirîn.
Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
26
فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ
felemmâ raevhâ ḳâlû innâ leḍâllûn.
Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
27
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
bel naḥnü maḥrûmûn.
Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
28
قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
ḳâle evseṭuhüm elem eḳul leküm levlâ tüsebbiḥûn.
Ortancaları: "Ben size Allah'ı anmanız gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
29
قَالُوا۟ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
ḳâlû sübḥâne rabbinâ innâ künnâ żâlimîn.
"Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik" dediler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
30
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ يَتَلَٰوَمُونَ
feaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetelâvemûn.
Birbirlerini yermeye başladılar. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
31
قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ
ḳâlû yâ veylenâ innâ künnâ ṭâgîn.
Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdendik." Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
32
عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًۭا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ
`asâ rabbünâ ey yübdilenâ ḫayram minhâ innâ ilâ rabbinâ râgibûn.
"Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz." Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
33
كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ ۖ وَلَعَذَابُ ٱلْءَاخِرَةِ أَكْبَرُ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
keẕâlike-l`aẕâb. vele`aẕâbü-l'âḫirati ekber. lev kânû ya`lemûn.
İşte azap böyledir; ama ahiret azabı daha büyüktür; keşke bilseler! Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
34
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
inne lilmütteḳîne `inde rabbihim cennâti-nne`îm.
Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rableri katında nimet cennetleri vardır. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
35
أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ
efenec`alü-lmüslimîne kelmücrimîn.
Kendilerini Allah'a vermiş olanları hiç suçlular gibi tutar mıyız? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
36
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
mâ leküm. keyfe taḥkümûn.
Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
37
أَمْ لَكُمْ كِتَٰبٌۭ فِيهِ تَدْرُسُونَ
em leküm kitâbün fîhi tedrusûn.
Yoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
38
إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ
inne leküm fîhi lemâ teḫayyerûn.
Seçtikleriniz herhalde orada olacaktır. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
39
أَمْ لَكُمْ أَيْمَٰنٌ عَلَيْنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ ۙ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ
em leküm eymânün `aleynâ bâligatün ilâ yevmi-lḳiyâmeti inne leküm lemâ taḥkümûn.
Yoksa aleyhimizde, kıyamet gününe kadar süregidecek ahidleriniz mi var ki, kendinize hükmettikleriniz sizin olacaktır? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
40
سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ
selhüm eyyühüm biẕâlike za`îm.
Sor onlara: "Bunu kim üzerine alır?" Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
41
أَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَأْتُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ
em lehüm şürakâ'. felye'tû bişürakâihim in kânû ṣâdiḳîn.
Yoksa onların ortakları mı vardır? Doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
42
يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍۢ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ
yevme yükşefü `an sâḳiv veyüd`avne ile-ssücûdi felâ yesteṭî`ûn.
O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
43
خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۭ ۖ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَٰلِمُونَ
ḫâşi`aten ebṣâruhüm terheḳuhüm ẕilleh. veḳad kânû yüd`avne ile-ssücûdi vehüm sâlimûn.
O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
44
فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ ۖ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ
feẕernî vemey yükeẕẕibü bihâẕe-lḥadîŝ. senestedricühüm min ḥayŝü lâ ya`lemûn.
Kuran'ı yalanlayanları Bana bırak; Biz onları bilmedikleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
45
وَأُمْلِى لَهُمْ ۚ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ
veümlî lehüm. inne keydî metîn.
Onlara mehil veriyorum; doğrusu Benim tuzağım sağlamdır. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
46
أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًۭا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍۢ مُّثْقَلُونَ
em tes'elühüm ecran fehüm mim magramim müŝḳalûn.
Yoksa, sen onlardan ücret istiyorsun da, ağır bir borç altında mı kalıyorlar? Elbette hayır. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
47
أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
em `indehümü-lgaybü fehüm yektübûn.
Yoksa, gaybın bilgisi kendilerinin katında da onlar mı yazıyorlar? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
48
فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌۭ
faṣbir liḥukmi rabbike velâ tekün keṣâḥibi-lḥût. iẕ nâdâ vehüve mekżûm.
Sen Rabbinin hükmüne kadar sabret; balık sahibi (Yunus) gibi olma, o, pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
49
لَّوْلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعْمَةٌۭ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ مَذْمُومٌۭ
levlâ en tedârakehû ni`metüm mir rabbihî lenübiẕe bil`arâi vehüve meẕmûm.
Rabbinin katından ona bir nimet ulaşmasaydı, kınanmış olarak sahile atılacaktı. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
50
فَٱجْتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
fectebâhü rabbühû fece`alehû mine-ṣṣâliḥîn.
Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
51
وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَٰرِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجْنُونٌۭ
veiy yekâdü-lleẕîne keferû leyüzliḳûneke biebṣârihim lemmâ semi`ü-ẕẕikra veyeḳûlûne innehû lemecnûn.
Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
52
وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌۭ لِّلْعَٰلَمِينَ
vemâ hüve illâ ẕikrul lil`âlemîn.
Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
← Mülk
Tüm sureler Hâkka →

Hidayet uygulaması — namaz vakti bildirimi, sesli Kur'an dinleme, kıble pusulası, tesbihmatik ve yapay zekâ destekli soru-cevap. Kurulum gerektirmez, tarayıcıdan açılır.

Ücretsiz kullan