Hidayet Uygulamayı aç
Ana sayfaKur'an-ı KerimKamer Suresi

Kamer Suresi

55 ayet · Mekke döneminde indi · adının anlamı "Ay"

Ali Bulaç Diyanet İşleri Meali Elmalılı Hamdi Yazır Süleyman Ateş Yaşar Nuri Öztürk
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
1
ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ
iḳterabeti-ssâ`atü venşeḳḳa-lḳamer.
Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
2
وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةًۭ يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌۭ مُّسْتَمِرٌّۭ
veiy yerav âyetey yü`riḍû veyeḳûlû siḥrum müstemirr.
Kıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
3
وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ ۚ وَكُلُّ أَمْرٍۢ مُّسْتَقِرٌّۭ
vekeẕẕebû vettebe`û ehvâehüm veküllü emrim müsteḳirr.
Yalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
4
وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ
veleḳad câehüm mine-l'embâi mâ fîhi müzdecer.
And olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
5
حِكْمَةٌۢ بَٰلِغَةٌۭ ۖ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ
ḥikmetüm bâligatün femâ tugni-nnüẕür.
Bu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
6
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ ۘ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍۢ نُّكُرٍ
fetevelle `anhüm. yevme yed`u-ddâ`i ilâ şey'in nükür.
Öyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün; Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
7
خُشَّعًا أَبْصَٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌۭ مُّنتَشِرٌۭ
ḫuşşe`an ebṣâruhüm yaḫrucûne mine-l'ecdâŝi keennehüm cerâdüm münteşir.
Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
8
مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ ۖ يَقُولُ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌۭ
mühti`îne ile-ddâ`. yeḳûlü-lkâfirûne hâẕâ yevmün `asir.
Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
9
۞ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍۢ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌۭ وَٱزْدُجِرَ
keẕẕebet ḳablehüm ḳavmü nûḥin fekeẕẕebû `abdenâ veḳâlû mecnûnüv vezdücira.
Bu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
10
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌۭ فَٱنتَصِرْ
fede`â rabbehû ennî maglûbün fenteṣir.
O da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
11
فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍۢ مُّنْهَمِرٍۢ
fefetaḥnâ ebvâbe-ssemâi bimâim münhemir.
Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
12
وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًۭا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍۢ قَدْ قُدِرَ
vefeccerne-l'arḍa `uyûnen felteḳe-lmâü `alâ emrin ḳad ḳudir.
Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
13
وَحَمَلْنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍۢ وَدُسُرٍۢ
veḥamelnâhü `alâ ẕâti elvâḥiv vedüsür.
Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
14
تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءًۭ لِّمَن كَانَ كُفِرَ
tecrî bia`yüninâ. cezâel limen kâne küfira.
Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
15
وَلَقَد تَّرَكْنَٰهَآ ءَايَةًۭ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
veleḳat teraknâhâ âyeten fehel mim müddekir.
And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
16
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.
Benim azabım ve uyarmam nasılmış? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
17
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.
And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
18
كَذَّبَتْ عَادٌۭ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
keẕẕebet `âdün fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.
Ad milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
19
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًۭا صَرْصَرًۭا فِى يَوْمِ نَحْسٍۢ مُّسْتَمِرٍّۢ
innâ erselnâ `aleyhim rîḥan ṣarṣaran fî yevmi naḥsim müstemirr.
Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
20
تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍۢ مُّنقَعِرٍۢ
tenzi`u-nnâse keennehüm a`câzü naḫlim münḳa`ir.
Nitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
21
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.
Benim azabım ve uyarmam nasılmış? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
22
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
23
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ
keẕẕebet ŝemûdü binnüẕür.
Semud milleti uyaran peygamberleri yalanladı. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
24
فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرًۭا مِّنَّا وَٰحِدًۭا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذًۭا لَّفِى ضَلَٰلٍۢ وَسُعُرٍ
feḳâlû ebeşeram minnâ vâḥiden nettebi`uhû innâ iẕel lefî ḍalâliv vesü`ur.
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
25
أَءُلْقِىَ ٱلذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌۭ
eülḳiye-ẕẕikru `aleyhi mim beyninâ bel hüve keẕẕâbün eşir.
"İçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
26
سَيَعْلَمُونَ غَدًۭا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ
seya`lemûne gadem meni-lkeẕẕâbü-l'eşir.
Yarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
27
إِنَّا مُرْسِلُوا۟ ٱلنَّاقَةِ فِتْنَةًۭ لَّهُمْ فَٱرْتَقِبْهُمْ وَٱصْطَبِرْ
innâ mürsilü-nnâḳati fitnetel lehüm ferteḳibhüm vaṣṭabir.
Doğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret; Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
28
وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ ٱلْمَآءَ قِسْمَةٌۢ بَيْنَهُمْ ۖ كُلُّ شِرْبٍۢ مُّحْتَضَرٌۭ
venebbi'hüm enne-lmâe ḳismetüm beynehüm. küllü şirbim muḥteḍar.
Onlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle." Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
29
فَنَادَوْا۟ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ
fenâdev ṣâḥibehüm fete`âṭâ fe`aḳara.
Ama bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
30
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.
Benim azabım ve uyarmam nasılmış? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
31
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةًۭ وَٰحِدَةًۭ فَكَانُوا۟ كَهَشِيمِ ٱلْمُحْتَظِرِ
innâ erselnâ `aleyhim ṣayḥatev vâḥideten fekânû keheşîmi-lmuḥteżir.
Nitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
32
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
33
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۭ بِٱلنُّذُرِ
keẕẕebet ḳavmü lûṭim binnüẕür.
Lut milleti uyaran peygamberleri yalanladı. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
34
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍۢ ۖ نَّجَّيْنَٰهُم بِسَحَرٍۢ
innâ erselnâ `aleyhim ḥâṣiben illâ âle lûṭ. necceynâhüm biseḥar.
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
35
نِّعْمَةًۭ مِّنْ عِندِنَا ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى مَن شَكَرَ
ni`metem min `indinâ. keẕâlike neczî men şekera.
Biz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
36
وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ
veleḳad enẕerahüm baṭşetenâ fetemârav binnüẕür.
Lut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
37
وَلَقَدْ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ
veleḳad râvedûhü `an ḍayfihî feṭamesnâ a`yünehüm feẕûḳû `aẕâbî venüẕür.
And olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
38
وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌۭ مُّسْتَقِرٌّۭ
veleḳad ṣabbeḥahüm bükraten `aẕâbüm müsteḳirr.
And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
39
فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ
feẕûḳû `aẕâbî venüẕür.
"Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
40
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.
And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
41
وَلَقَدْ جَآءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱلنُّذُرُ
veleḳad câe âle fir`avne-nnüẕür.
And olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
42
كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَٰهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍۢ مُّقْتَدِرٍ
keẕẕebû biâyâtinâ küllihâ feeḫaẕnâhüm aḫẕe `azîzim muḳtedir.
Mucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
43
أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌۭ مِّنْ أُو۟لَٰٓئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَآءَةٌۭ فِى ٱلزُّبُرِ
eküffâruküm ḫayrum min ülâiküm em leküm berâetün fi-zzübür.
Sizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
44
أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌۭ مُّنتَصِرٌۭ
em yeḳûlûne naḥnü cemî`um münteṣir.
Yoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
45
سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ
seyühzemü-lcem`u veyüvellûne-ddübüra.
Toplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
46
بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱلسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ
beli-ssâ`atü mev`idühüm vessâ`atü edhâ veemerr.
Kıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür! Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
47
إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى ضَلَٰلٍۢ وَسُعُرٍۢ
inne-lmücrimîne fî ḍalâliv vesü`ur.
Doğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
48
يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا۟ مَسَّ سَقَرَ
yevme yüsḥabûne fi-nnâri `alâ vucûhihim. ẕûḳû messe seḳara.
Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
49
إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَٰهُ بِقَدَرٍۢ
innâ külle şey'in ḫalaḳnâhü biḳader.
Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
50
وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٌۭ كَلَمْحٍۭ بِٱلْبَصَرِ
vemâ emrunâ illâ vâḥidetün kelemḥim bilbeṣar.
Bizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
51
وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍۢ
veleḳad ehleknâ eşyâ`aküm fehel mim müddekir.
And olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
52
وَكُلُّ شَىْءٍۢ فَعَلُوهُ فِى ٱلزُّبُرِ
veküllü şey'in fe`alûhü fi-zzübür.
İnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
53
وَكُلُّ صَغِيرٍۢ وَكَبِيرٍۢ مُّسْتَطَرٌ
veküllü ṣagîriv vekebîrim müsteṭar.
Küçük ve büyük, hepsi satır satırdır. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
54
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَنَهَرٍۢ
inne-lmütteḳîne fî cennâtiv veneher.
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
55
فِى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍۢ مُّقْتَدِرٍۭ
fî maḳ`adi ṣidḳin `inde melîkim muḳtedir.
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
← Necm
Tüm sureler Rahmân →

Hidayet uygulaması — namaz vakti bildirimi, sesli Kur'an dinleme, kıble pusulası, tesbihmatik ve yapay zekâ destekli soru-cevap. Kurulum gerektirmez, tarayıcıdan açılır.

Ücretsiz kullan