Hidayet Uygulamayı aç
Ana sayfaKur'an-ı KerimVâkıa Suresi

Vâkıa Suresi

96 ayet · Mekke döneminde indi · adının anlamı "Gerçekleşecek Olan"

Ali Bulaç Diyanet İşleri Meali Elmalılı Hamdi Yazır Süleyman Ateş Yaşar Nuri Öztürk
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
1
إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
iẕâ veḳa`ati-lvâḳi`ah.
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
2
لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ
leyse livaḳ`atihâ kâẕibeh.
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
3
خَافِضَةٌۭ رَّافِعَةٌ
ḫâfiḍatür râfi`ah.
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
4
إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّۭا
iẕâ rucceti-l'arḍu raccâ.
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
5
وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّۭا
vebüsseti-lcibâlü bessâ.
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
6
فَكَانَتْ هَبَآءًۭ مُّنۢبَثًّۭا
fekânet hebâem mümbeŝŝâ.
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
7
وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًۭا ثَلَٰثَةًۭ
veküntüm ezvâcen ŝelâŝeh.
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
8
فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ
feaṣḥâbü-lmeymeneti mâ aṣḥâbü-lmeymeneh.
İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara! Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
9
وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
veaṣḥâbü-lmeş'emeti mâ aṣḥâbü-lmeş'emeh.
Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara! Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
10
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ
vessâbiḳûne-ssâbiḳûn.
İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
11
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ
ülâike-lmüḳarrabûn.
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
12
فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
fî cennâti-nne`îm.
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
13
ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
ŝülletüm mine-l'evvelîn.
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
14
وَقَلِيلٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ
veḳalîlüm mine-l'âḫirîn.
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
15
عَلَىٰ سُرُرٍۢ مَّوْضُونَةٍۢ
`alâ sürurim mevḍûneh.
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
16
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ
müttekiîne `aleyhâ müteḳâbilîn.
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
17
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌۭ مُّخَلَّدُونَ
yeṭûfü `aleyhim vildânüm müḫalledûn.
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
18
بِأَكْوَابٍۢ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۢ
biekvâbiv veebârîḳa veke'sim mim me`în.
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
19
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ
lâ yüṣadde`ûne `anhâ velâ yünzifûn.
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
20
وَفَٰكِهَةٍۢ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ
vefâkihetim mimmâ yeteḫayyerûn.
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
21
وَلَحْمِ طَيْرٍۢ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
velaḥmi ṭayrim mimmâ yeştehûn.
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
22
وَحُورٌ عِينٌۭ
veḥûrun `în.
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
23
كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ
keemŝâli-llü'lüi-lmeknûn.
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
24
جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
cezâem bimâ kânû ya`melûn.
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
25
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًۭا وَلَا تَأْثِيمًا
lâ yesme`ûne fîhâ lagvev velâ te'ŝîmâ.
Sadece selama karşılık selam sözü işitirler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
26
إِلَّا قِيلًۭا سَلَٰمًۭا سَلَٰمًۭا
illâ ḳîlen selâmen selâmâ.
Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara! Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
27
وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ
veaṣḥâbü-lyemîni mâ aṣḥâbü-lyemîn.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
28
فِى سِدْرٍۢ مَّخْضُودٍۢ
fî sidrim maḫḍûd.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
29
وَطَلْحٍۢ مَّنضُودٍۢ
veṭalḥim menḍûd.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
30
وَظِلٍّۢ مَّمْدُودٍۢ
veżillim memdûd.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
31
وَمَآءٍۢ مَّسْكُوبٍۢ
vemâim meskûb.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
32
وَفَٰكِهَةٍۢ كَثِيرَةٍۢ
vefâkihetin keŝîrah.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
33
لَّا مَقْطُوعَةٍۢ وَلَا مَمْنُوعَةٍۢ
lâ maḳṭû`ativ velâ memnû`ah.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
34
وَفُرُشٍۢ مَّرْفُوعَةٍ
vefüruşim merfû`ah.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
35
إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءًۭ
innâ enşe'nâhünne inşââ.
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
36
فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا
fece`alnâhünne ebkârâ.
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
37
عُرُبًا أَتْرَابًۭا
`uruben etrâbâ.
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
38
لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
liaṣḥâbi-lyemîn.
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
39
ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
ŝülletüm mine-l'evvelîn.
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
40
وَثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ
veŝülletüm mine-l'âḫirîn.
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
41
وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ
veaṣḥâbü-şşimâli mâ aṣḥâbü-şşimâl.
Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara! Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
42
فِى سَمُومٍۢ وَحَمِيمٍۢ
fî semûmiv veḥamîm.
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
43
وَظِلٍّۢ مِّن يَحْمُومٍۢ
veżillim miy yaḥmûm.
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
44
لَّا بَارِدٍۢ وَلَا كَرِيمٍ
lâ bâridiv velâ kerîm.
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
45
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ
innehüm kânû ḳable ẕâlike mütrafîn.
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
46
وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ
vekânû yüṣirrûne `ale-lḥinŝi-l`ażîm.
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
47
وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
vekânû yeḳûlûne eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.
Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz?" Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
48
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
eveâbâüne-l'evvelûn.
"Önce gelip geçmiş babalarımız da mı?" Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
49
قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْءَاخِرِينَ
ḳul inne-l'evvelîne vel'âḫirîn.
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır." Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
50
لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ
lemecmû`ûne ilâ mîḳâti yevmim ma`lûm.
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır." Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
51
ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ
ŝümme inneküm eyyühe-ḍḍâllûne-lmükeẕẕibûn.
Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar! Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
52
لَءَاكِلُونَ مِن شَجَرٍۢ مِّن زَقُّومٍۢ
leâkilûne min şecerim min zeḳḳûm.
Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
53
فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
femâliûne minhe-lbüṭûn.
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız; Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
54
فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ
feşâribûne `aleyhi mine-lḥamîm.
Onun üzerine kaynar su içeceksiniz; Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
55
فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ
feşâribûne şürbe-lhîm.
Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz; Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
56
هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ
hâẕâ nüzülühüm yevme-ddîn.
İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
57
نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ
naḥnü ḫalaḳnâküm felevlâ tüṣaddiḳûn.
Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
58
أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ
eferaeytüm mâ tümnûn.
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
59
ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ
eentüm taḫlüḳûnehû em naḥnü-lḫâliḳûn.
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
60
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
naḥnü ḳaddernâ beynekümü-lmevte vemâ naḥnü bimesbûḳîn.
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
61
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ
`alâ en nübeddile emŝâleküm venünşieküm fî mâ lâ ta`lemûn.
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
62
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
veleḳad `alimtümü-nneş'ete-l'ûlâ felevlâ teẕekkerûn.
And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
63
أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ
eferaeytüm mâ taḥruŝûn.
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
64
ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ
eentüm tezra`ûnehû em naḥnü-zzâri`ûn.
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
65
لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًۭا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
lev neşâü lece`alnâhü ḥuṭâmen feżaltüm tefekkehûn.
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık". Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
66
إِنَّا لَمُغْرَمُونَ
innâ lemugramûn.
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık". Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
67
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
bel naḥnü maḥrûmûn.
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık". Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
68
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ
eferaeytümü-lmâe-lleẕî teşrabûn.
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
69
ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ
eentüm enzeltümûhü mine-lmüzni em naḥnü-lmünzilûn.
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
70
لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًۭا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
lev neşâü ce`alnâhü ücâcen felevlâ teşkürûn.
Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
71
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ
eferaeytümü-nnâra-lletî tûrûn.
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
72
ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ
eentüm enşe'tüm şeceratehâ em naḥnü-lmünşiûn.
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
73
نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةًۭ وَمَتَٰعًۭا لِّلْمُقْوِينَ
naḥnü ce`alnâhâ teẕkiratev vemetâ`al lilmuḳvîn.
Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
74
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
75
۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ
felâ uḳsimü bimevâḳi`i-nnücûm.
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz! Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
76
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌۭ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ
veinnehû leḳasemül lev ta`lemûne `ażîm.
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz! Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
77
إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌۭ كَرِيمٌۭ
innehû leḳur'ânün kerîm.
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
78
فِى كِتَٰبٍۢ مَّكْنُونٍۢ
fî kitâbim meknûn.
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
79
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ
lâ yemessühû ille-lmüṭahherûn.
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
80
تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
tenzîlüm mir rabbi-l`âlemîn.
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
81
أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ
efebihâẕe-lḥadîŝi entüm müdhinûn.
Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
82
وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
vetec`alûne rizḳaküm enneküm tükeẕẕibûn.
Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz? Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
83
فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ
felevlâ iẕâ belegati-lḥulḳûm.
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
84
وَأَنتُمْ حِينَئِذٍۢ تَنظُرُونَ
veentüm ḥîneiẕin tenżurûn.
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
85
وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ
venaḥnü aḳrabü ileyhi minküm velâkil lâ tübṣirûn.
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
86
فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ
felevlâ in küntüm gayra medînîn.
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize! Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
87
تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
terci`ûnehâ in küntüm ṣâdiḳîn.
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize! Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
88
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
feemmâ in kâne mine-lmüḳarrabîn.
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
89
فَرَوْحٌۭ وَرَيْحَانٌۭ وَجَنَّتُ نَعِيمٍۢ
feravḥuv verayḥânüv vecennâtü ne`îm.
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
90
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
veemmâ in kâne min aṣḥâbi-lyemîn.
Eğer defteri sağdan verilenlerden ise, Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
91
فَسَلَٰمٌۭ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
feselâmül leke min aṣḥâbi-lyemîn.
"Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
92
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ
veemmâ in kâne mine-lmükeẕẕibîne-ḍḍâllîn.
Eğer, sapık yalancılardan ise, Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
93
فَنُزُلٌۭ مِّنْ حَمِيمٍۢ
fenüzülüm min ḥamîm.
Ona kaynar sudan konukluk sunulur. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
94
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
vetaṣliyetü ceḥîm.
Cehenneme sokulur. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
95
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ
inne hâẕâ lehüve ḥaḳḳu-lyeḳîn.
Doğrusu kesin gerçek budur. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
96
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et. Diyanet İşleri Meali · bu ayetin sayfası · dinle
← Rahmân
Tüm sureler Hadîd →

Hidayet uygulaması — namaz vakti bildirimi, sesli Kur'an dinleme, kıble pusulası, tesbihmatik ve yapay zekâ destekli soru-cevap. Kurulum gerektirmez, tarayıcıdan açılır.

Ücretsiz kullan